hatırla sevgili
10/5/2008 -Kategori: resim arşivim
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()



Yorum (0) Kalıcı Bağlantı
resimler
10/5/2008 -Kategori: resim arşivim











Yorum (0) Kalıcı Bağlantı
devrim...
10/5/2008 -Kategori: Ulusal Kurtuluş Mücadelesi
Denizlerin THKO Davası Savunması'ndan:
Türkiye'nin bağımsızlığından
başka bir şey istemedim.
Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz.
Ve ben 24 yaşındayken kendimi
Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.
Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik.
Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı'nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı'nı yapmak için Samsun'a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı'na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul'da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir.
1950 tarihinde Amerikan emperyalizmi iktidara geldi. Demokrat iktidar 27 Mayıs 1960'da tarihe gömüldü. Demokrat Parti gitti, bunun gitmesiyle tellaklar değişmedi. 27 Mayıs'ı kastetmiyorum, bundan sonrasını kastediyorum. Hamam aynı fakat bu defa da tellaklar değişti. Amerika bu dönemde imdada yetişip İnönü'yü düşürdü, Demirel'i iktidara getirdi.
Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz
Öğrenci hareketlerine gelince, Türkiye'de öğrenci olayları 50-60 senedir eksik olmamıştır. Sultan Hamit'in Tıbbiye talebelerini Sarayburnu'ndan denize attığı tarihten itibaren öğrenci hareketleri Türkiye'de devam edegelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında faşizme hayır diyen gençler ilerici gençlerdi. Ve 28 Nisan 1960 tarihinde özgürlük savaşı veren gençlerdir. Amerikan emperyalizmi tarafından İnönü hükümetten düşürüldüğünde protesto gösterisi yapan gençler ilerici gençlerdir. Anayasa'ya Bağlılık Mitingi'ni de bizler yaptık. O günün mitinginde iktidarın kiralık adamlarından ve polisinden dayak yiyen de gene bizlerdik.
1968 senesine gelince, üniversiteler öğrenciler tarafından işgal edildi. İşgalleri gayet meşru idi ve kürsü ağaları dahi bu işgallerin haklılığını hiçbir zaman inkar edemedi. Aynı yılın Temmuz ayında Amerikan Filosu'na karşı gösteri yapanlardan Vedat Demircioğlu polis tarafından hunharca öldürüldü. İktidarın kiralık kuvvetleri ve polisi hunharca devrimcilerin üzerine saldırdı. 20'ye yakın devrimci öldürüldü. Bunların hiçbirinin katili bulunamadı. Polis karakolları işkencehane haline getirildi. Hiçbir savcı buna karşı çıkmadı. Fikir özgürlüğünü ve Anayasa'yı paravan yapanlar "önceden Atatürkçü geçinirken O'nun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar, sadece Mustafa Kemal tarafını beğeniyorlardı." suçlamasını kesin olarak reddediyorum ve asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmez.
Gerçekler örtülmek isteniyor. Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Onun İstiklal-i tam prensibini, ve onun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz.
Anayasa'yı en fazla savunan bizleriz
İddianame'de bizim Anayasa'yı cebren ilgaya teşebbüs ettiğimiz ileri sürülmektedir. Öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasa'yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa'yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa'nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa'yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. Bile bile iddia makamı bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir.
İdddia makamı bizim vermekte olduğumuz Bağımsızlık Savaşı'na karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na karşı, reformlara karşı ve bu nedenle bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır.
Amerika sizin döneminizde ülkeye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız
Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil sizlersiniz. Çünkü Amerika sizin döneminiz sırasında Türkiye'ye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız. Ve Demokrat Parti iktidarına 10 yıl ses çıkarmadınız. Ta ki 38 yurtsever subay ses çıkarana kadar ve onları devirene kadar. Ve bugün aynı savcılar bu şahıslar hakkında da idam kararı istemektedir. Süleyman Demirel'in Anayasa'yı ihlaline ve despotizmine ve ülkeyi Amerika'ya satmasına ses çıkarılmadı.
Ve meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek zorunda kaldık, bizler kurşunlandık. Ve sonunda idam isteğiyle buraya getirildik
Bizim düşmanımız
Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçileridir
Dediğim gibi Türkiye'yi bu hale getiren eski yöneticilerin bütün suçları bize yüklenmek istenmektedir. Bütün eski idarecilerin suçu bize yükletilmek istenmektedir.
Türkiye'nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir. 12 Mart Muhtırası muvaffak olmasaydı bizi itham eden makam onları da aynı şekilde itham ederdi. Buna da kanaatim tamdır. 12 Mart Muhtırası Anayasa'nın uygulanmadığını iddia etmektedir ve parlamentoyu açıkça suçlamaktadır.
Biz strtaejik olarak düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. Hangi şartlar altında olursak olalım bunu açıkça söyleriz. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak düşüncelerimizi her zaman açıkça ifade ederiz. Bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs gibi bir kastımız bulunsaydı, bunu da burada açıkça söylemekten çekinmezdik. Bizim böyle bir amacımız yoktur.
Bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Yani emperyalizm ile işbirliği yapan patronlar, feodal mütagallibe yani bezirgânlar, tefeciler. Toprak ağaları ve diğer işbirlikçileri ve bizim bütün eylemlerimiz bu hedefe yönelmiş bulunmaktadır. Bunun dışında başka bir hedefimiz yoktur.
Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken mili bütünlüğü bozmakla suçlanıyoruz
Bizim kişi güvenliğini, mülkiyet hakkını, egemenlik ilkelerini, milli bütünlüğünü bozmak için harekete geçtiğimiz iddiaları vardır. Kişi güvenliğini ihlal edenler kimlerdir. Bunu evvela tesbit etmemiz lazım. Karakollarda işkence gören bizler olduk. Meydanlarda kurşunlanan yine bizler olduk. Bakanların emriyle hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz. Yukarıda anlatılan asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır.
Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkeyet hakkını toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. 50 köye sahip bir toprak ağasını anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir.
Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür.
21 yılın hesabını 21 gençten sormak istiyorlar
Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. İddianame baştan beri sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymet ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir.
Ben şunu iddia ediyorum ki, hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasa'nın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklamızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum.
Türkiye'nin bağımsızlğından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armğan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz.
İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu ile
Deniz Gezmiş arasında geçen konuşma
Menteşoğlu: Neden yola çıktın bu genç yaşta?
Deniz: İnandığım dava uğrana mücadele veriyorum. Sizin yüzünüzden mücadele veriyorum.
Menteşoğlu: Nereye gidiyordunuz?
Deniz: Devrime
Menteşoğlu: (Eliyle duvardaki haritada Sivas'ı işaret ederek) Devrim o tarafta mı?
Deniz: Devrimin o tarafı, bu tarafı yoktur. Her taraftan gelir.
Menteşoğlu: Parayı ne yaptın?
Deniz: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu paranın gereğini yapacaktır.
Menteşoğlu: Halk Kurtuluş Ordusu nedir? Türkiye'de bir tek ordu vardır o da Cumhuriyet ordusudur
Deniz: Hükümetinizin istifasından belli.
Menteşoğlu: İşte bu pejmurde adam Türkiye Halk Kurtuuş Ordusu'nun kahraman kumandanıymış. İyi bakın kılığına kıyafetine suratına.
Deniz: Kahramanım tabii.
Menteşoğlu: Kimin kahraman olduğu belli olmadı mı?
Deniz: Belli oldu. Kahraman olduğunuz için istifa ettiniz değil mi?
Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü düzenleyen
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Türk halkına çağrısı
Büyük Türk Milleti!
Atatürk için toplanalım!
Mustafa Kemal'in Milli Kurtuluş idealini yaşatmak için,
Mustafa Kemal devrimine saldıran karanlık güçlere dur demek için,
Milletçe yabancı uşaklığına düşmekten kurtulmak için,
Tam bağımsız geçekt-en demokratik Türkiye için,
Gazi Mustafa Kemal'in Milli Kurtuluşçu saflarında toplanalım.!
Yaşasın Türkiye! Yaşasın yarının bağımsız Türkiyesi için mücadele!
Ulusal Kurtuluş Mücadelesi ve Asil Kan
Deniz Marjinal Değil Kemalistti
Deniz Gezmiş, Türk solunun Türk halkına mal olmuş en yüksek değerleri, düşünceleri ve eylemlerini yaşamında bütünleştirmiş devrimci gençlik önderiydi.
Önder bir kere halkın geniş kesimlerinin saygı ve sevgisini kazandıktan sonra onu, temsil ettiği gerçek değerlerden ve toplumsal varoluşundan soyutlayarak aktarmak kolaylaşır. Deniz Gezmiş, hakkında yapılan da genellikle budur.
Açıkça Deniz’e ve sola düşman olan belli bir kesim gibi bir takım sol anlayış da Deniz Gezmiş’i kendileri gibi halktan kopuk, marjinal bir tip olarak göstermek hevesindedirler. Aslında tam da Deniz’in idam edilmesiyle başlayan süreçte solun belli bir kesimi marjinalleştirilmiştir.
Bundan önce Deniz’in devrimci önderliği içinde sol ve devrimci gençlik hareketi marjinal değil büyük kesimleri harekete geçiren bir kuvvetti. Bunun sebebi ise bu hareketin tarihsel bir misyon edinmiş olmasıdır: İkinci Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştirerek Kemalist Devrim’e devam etmek. Bu, halkın geniş kesimlerinin talebini yansıtan bir programdı.
Deniz’in düşünceleri açıktır ve eylemleri ortadadır. Bugün marjinal sol Deniz’e sahip çıkıyorum demekte ama diğer yandan onu Kemalist olduğu için “oportünist” olmakla suçlamaktadır. Bu açık ikiyüzlülük aslında 6 Mayıs misyonunun uzantısıdır. 12 Mart’tan 6 Mayıs’a kadar olan sürecin hedefi Atatürkçülerin ve sosyalistlerin başını çektiği devrimci hareketti. 6 Mayıs bu sürecin doruğudur.
Aslında Deniz neyse bunlar tam tersidir. Deniz ne düşündüyse bunlar -üstelik 30 yıl sonra- tam tersini düşünmektedir. Deniz ne yaptıysa bunlar tam tersini yapmaktadır. Bu yüzden böylelerinin dilinde Deniz de kişiliksizleştirilmekte, marjinalleştirilmektedir.
Deniz marjinal değildir. Türk gençliğinin en yükselmiş kişiliğidir. Tavizsiz bir devrimci vatanseverdir. Bu yüzden Türkiye’de solcu olmak için Deniz Gezmiş gibi düşünülmeli, Deniz Gezmiş gibi yapılmalıdır. Deniz’in daha gerisinde bir devrimcilik düşünülemez. Daha ilerisinde olmak için de Türkiye’nin tüm yapısını değiştirecek bir devrimi örgütlemek gerekmektedir. Bunun için de Deniz’in İkinci Kurtuluş Savaşı yolunda yürümek gerekir.
Deniz’i Yaratan Mücadele: Ulusal Kurtuluş Mücadelesi
Deniz’in doğduğu yıllar Türkiye’nin tekrar bir sömürgeleşme sürecine girdiği ilk yıllardı. Türkiye Atatürk’ü ve devrimci yolunu kaybedeli henüz 10 yıl ancak olmuştu. Ancak Türkiye bu arada belki bir 50 yıl geriye giderek, tekrar yabancı hakimiyetinin ortaya çıktığı bir ülke olmuştu. Ülkede ABD’nin sözü ve ABD’nin parası geçiyordu. ABD’nin dayattığı bir politik sistem kurulmuş, halk şiddetli bir baskı altına alınmıştı. O yıllarda Türkiye Atatürk’ün bıraktığı Türkiye değildi ama dünya tam da Atatürk’ün izinden, onun kaldığı yerden gitmekteydi. Ulusal Kurtuluş Savaşları çağını Atatürk başlattı. Deniz doğduğunda o çağ baharını yaşıyordu.
Her devrimin temelinde güçlü bir çelişki yatar. Ona enerji veren ve hareketi yaratan çelişkidir bu. Deniz’in varlığını yaratan çelişki de buydu: Atatürksüz Türkiye ve Atatürklü dünya arasındaki çelişki. Afrika’da, Ortadoğu’da, Asya’da, Latin Amerika’da Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri verenler göğüslerinde Atatürk’ün portresini taşırken Türkiye’de rejim bu mücadelenin karşısında yer alıyordu. Bu çelişki kabul edilemez ve ille de değiştirilmesi gereken bir dünya gerçeğinin, bir Türk gencinde yarattığı çelişkidir. Bu çelişki Deniz’in zekasında ve enerjisinde pırıl pırıl bir devrimci genç yaratmıştır. Bir yanda 6. Filo’yu denize döken, ABD konsolosunun arabasını yakan gençler, diğer yanda onların karşısında ABD elçilerinin önünde el pençe divan duran iktidar liderleri.
Bu Atatürkçü Türkiye ile Atatürksüz Türkiye arasındaki çelişkiydi aynı zamanda. Denizler’in eylemi bu çelişkiyi yüreklerde bir sızı olmaktan çıkarıp tüm halkın bilincine yeniden oturttu. Halkın özlediği başı dik tavrı “Mustafa Kemal” yürüyüşleri yapan gençler alıyordu ve gençlik hareketi halkın gözünde büyük itibar kazanmıştı. Ülkedeki atmosfer değişmişti. Çünkü artık Denizler vardı.
Ancak Denizler’in mücadelesini yalnızca bağımsız bir Türkiye mücadelesiyle sınırlı tutarsak da yanılmış oluruz. Onların gözü tüm ezilen dünyanın mücadelesindeydi. Hareket geliştikçe antiemperyalist tavır keskinleşti. Ulusal Kurtuluş Mücadelesi kendi özünü buldu. Bir ülkedeki mücadele tüm ezilenlerin mücadelesini tetikliyordu.
Deniz FKÖ’nün (Filistin Kurtuluş Örgütü) Arapça yazılı kimliğini taşıdı, Filistin’e gitti. Kimi buna bir macera diyebilir. Bizce böylesi görüşler dünya çapında yaşanan mücadeleyi idrak kabiliyetinden yoksunluğun eseridir. Yapılan yanlıştır veya doğrudur farketmez; işin esası Deniz’in bir Türk genci olarak ezilen dünyanın bir çocuğu olmasından kaynaklanır. Deniz o gerçeği yaşamış, onu teneffüs etmiştir. Deniz’i yaratan mücadele hiç şüphesiz emperyalistlerle ezilen uluslar arasında yaşanan Ulusal Kurtuluş Mücadelesidir. İşte şimdi bu mücadeleyi atlayıp emperyalistlerin yedeğine düşenler ne solculuktan ne de Deniz’i sevmekten bahsetmelidir.
Kemalist Düşünceyle Yetişen İkinci Kurtuluş Savaşçıları
Deniz babasına yazdığı son mektupta kendisini “Kemalist düşünceyle yetiştirdiği” için babasına teşekkür eder. Aslında Deniz’e tüm karakterini veren de bu düşüncedir. Mektupta, tam bağımsız Türkiye için mücadelenin, başı dik yaşamanın önemini vurgular. Kemalist düşünce ideolojik olmaktan da önce bir aile terbiyesidir Deniz’de. Bir yaşam biçimidir. Deniz’in uğrunda ölmeyi göze alacak kadar ciddiye aldığı mücadeleci bir yaşam biçimidir Kemalizm.
Böyle olduğu için Deniz kendisini devrimci gençlik önderi yapan bir misyon edinmiştir: İkinci Kurtuluş Savaşı’nın lideri olmak. Kemalizmin gereği budur. Tam bağımsızlık için ulusal kurtuluş savaşı vermek. İkinci Kurtuluş Savaşı sloganı aslında Deniz’in bulduğu bir slogan değildi. O zaman Türk solunun ideolojik atmosferi içinde ortaya çıkmış devrimci bir slogandı. Ancak artık bu slogan Deniz Gezmiş ismi olmaksızın anılamaz. Bu savaşın lideri hiç kuşkusuz Deniz Gezmiş’ti.
Deniz bunun için asla halk gözünde marjinal bir duruma düşmedi. Daima saygın kaldı ve kuşaklar boyu binlerce hatta milyonlarca genci devrimci yapacak kadar etkin bir gençlik önderi oldu. Yapılan belli siyasi-stratejik yanlışlar ve deneyimsizlik bir takım tuzakların görülmesini engelleyerek Deniz’in engellenmesine imkan tanıdıysa da Deniz’e olan sevginin azaldığı herhangi bir dönem olmadı.
Tek Yol Devrim
Kemalist düşünceyle yetişmekten onur duyan Deniz’in sonu da Türkiye’nin rejiminin geldiği yerin tescilidir aslında. Deniz “savunma”sında da defalarca vurmuştu bunu yargıçların yüzüne. Biz yanlış yapmadık ve yanlış olan düzenin kendisidir. Bu düzenin Atatürk’ün kurduğuyla alakası olmadığı gibi düzen savunuculuğunun da Atatürkçülükle ilgisi yoktur. Deniz vatanseverliğin gereğinin devrimcilik olduğunu ortaya koyar. Bunun için devrimci olmaktan da asla pişmanlık duymaz.
Türkiye’nin düzeni değiştirilmelidir. Çünkü bu düzen tam bağımsız bir Türkiye değil, sömürgeleşmiş bir Türkiye getirmektedir. Hakimiyet halkta değil bir avuç tekelci-tefeci işbirlikçi sermayenin elindedir. Onlar da emperyalizme ve kapitalizme hizmet etmektedir. Dolayısıyla bu düzen değişmeli, halk çocuklarının, emekçilerin öncülüğünde bir devrimle kapitalizme karşı sosyalizm kurulmalıdır.
“Tam bağımsızlık” ve “sosyalizm” Denizlerde birbirini bütünleyen temel programlardı. Aslında bu program da Ulusal Kurtuluş Savaşlarının baharının yaşandığı çağın ürünüdür. Türkiye’nin başlattığı çağ, ezilenlerin mücadelesinde ezilen ulusların kendi iradeleriyle kurulan sosyalizmlere yönelmiştir. Denizler de Türkiye’de bunu istemektedir. Bu kayıtsız şartsız hakim olan halkın programıdır. Böyle bir programı gerçekleştirmenin tek yolu ise devrimdir.
Denizler suçlu olanın düzen savunucuları olduğunu çok iyi görmektedirler, mahkemelerde de böylece açıklamışlardır. İşte Deniz bu programın, bu kurtuluş savaşının lideri olmaya soyunmuştu. Düzen açısından onun katledilmesinin ne kadar isabetli bir seçim olduğunu şimdi açıklıkla görebilmekteyiz. Genç Türk Solu’nun en güçlü lideri ortadan kaldırıldıktan sonra, sol adına giderek bir ucube yaratılmış, İkinci Kurtuluş Savaşı’nın sözü edilmez olmuş, hatta bu savaş küçümsenmiştir. İşte şimdi Deniz’in düşüncesine, Türk Solu’na düşman ne varsa savunanlar, bu katil düzenin hizmetkarlarıdır.
Deniz’in Damarlarındaki Asil Kan
Tek yol devrim diyen Deniz’in hayranlık uyandıran kendine güveninin kaynağı da onun ulusal kurtuluşçuluğunda ve vatanseverliğinde aranmalıdır. Bakan, Deniz’e bakarak “Bu mu halk kurtuluş ordusunun komutanı” diyerek onu aşağılamaya kalktığında Deniz “Beğenemedin mi?!” demekle yetinir. Bakan koltuğuna güvenmekte ama rezil olmaktadır. Çünkü Deniz o koltuğun altında ABD’nin kucağını apaçık görmekte, onunla dalga geçmektedir. Deniz’in kendi varlığından başka bir şeye güvendiği yoktur. Deyim yerindeyse o “damarlarındaki asil kandan” başka bir şeye güvenmez. Deniz 8 Temmuzlarda rütbeleri söküp atmasını bilen bir geleneğin ürünüdür. Profesyonel devrimcidir Deniz; bütün yaşamı adanmıştır.
Bu anlamda Deniz, varlığıyla Atatürk’ün öngörüsünün gerçekleşmesidir. Sapasağlam özgüveniyle, çelik gibi iradesiyle savaşçı Türk gençleri yetişmiştir. Vatanı için savaşmaktan başka bir şey düşünmeyen devrimci gençler yetişmiştir. Bu gençler eğilip bükülmez, asla yalvarmaz, yaptıklarından pişman olmaz, af dilenmez, düşmanlarına teslim olup barış istemez. Bu topraklar üzerinde yabancı hakimiyeti sürdüğü sürece mücadeleye devam ederler.
Atatürk’ün asla güvenmediği Tanzimat’ın siyaset kurumu yeniden doğmuş olsa da “tam bağımsız Türkiye” bayrağını taşıyacak gençler vardır. Deniz bunların pırıl pırıl lideridir. Deniz, Atatürk’ün asil kanından yarattığı öz oğludur.
6 Mayıs: Atatürkçülere ve Sosyalistlere Saldırı Günü
Deniz’i yaratan bu koşullar ve Deniz’in ortaya koyduğu irade düşünüldüğünde, 6 Mayıs’ın anlamı apaçık ortaya çıkar. 6 Mayıs Atatürk gençliğinin idam edildiği gündür. 12 Mart 1971’den 6 Mayıs 1972’ye kadar geçen süreç Atatürkçü aydınların ve sosyalistlerin işkencelerden geçirildiği ve katledildiği bir süreç olmuştu. 6 Mayıs bu saldırı kampanyasının en son aşamasıdır. 6 Mayıs’ın Türkiye’nin bugünkü krizinin yaratılmasında belirleyici önemi vardır. 6 Mayıs’ta rejimin alternatifi olan Ulusal Kurtuluş ideolojisi büyük yara alırken, Kemalizmin “alternatifleri”ne güç verilmiştir. Bugünkü siyasi yelpaze ve toplumsal durum büyük ölçüde 6 Mayıs’ta yaratılmıştır aslında. 6 Mayıs’tan 12 Eylül 1980’e kadar geçen sürede sol bir yandan marjinal diğer yandan parlamentarist bir çizgiye çekilebilmiştir. Görünüşteki kitlesellik ise aldatıcıdır. İdeolojik temel son derece zayıftır. Bunun böyle oluşu 12 Eylül’le tüm hareketin bir anda tasfiye edilebilmesinde de ortaya çıkmıştır.
12 Eylül’den sonra bile devrimci bir hareketi yaratacak temel ancak Denizlerden ve onların Ulusal Kurtuluş ideolojisinden güç alınarak yaratılabilecektir. Atatürk’ün ölümünden beri Ulusal Kurtuluş ideolojisi hiçbir zaman iktidarda olmamıştı ama 6 Mayıs’tan sonra artık toplumsal direnişte de Ulusal Kurtuluş perspektifi kaybedildi. Deniz’in varlığı başlıbaşına Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin varlığı demekti; o ortadan kaldırıldıktan sonra artık düzen soldan-sağdan anti-Kemalist “alternatif”lerle korunmaktaydı. Demireller, Erbakanlar, Ecevitler, Türkeşler görünüşte büyük bir toplumsal muhalefet ortamında ama esasta alternatifsiz olarak iktidar sürdürdüler.
12 Mart’a gelirken Denizler’in önemli hataları olmuştu. Hatta CIA’nın 12 Mart darbesinin başarıyla uygulanabilmesinde gençliğe ve Denizlere kurulan bu tuzakların etkili olduğu da söylenmelidir. Ancak burada Deniz’in hakkıyla temsil ettiği Ulusal Kurtuluş ideolojisinin yitirilmesinin yarattığı tahribat esas sorgulanması gereken konudur. Esasen 60’tan 72’ye kadar Kemalist kuvvetler içinde yapılan tüm tasfiyeler ve müdahaleler de Ulusal Kurtuluş ideolojisinin ortadan kaldırılması için olmuştu. Deniz yitirildikten sonra sol büyük ölçüde bu müdahalelere boyun eğdi.
12 Eylül sonrası ise tamamen emperyalist uzantısı olarak yaratılmış bir sol anlayışla, Ulusal Kurtuluş ideolojisine saldırılar devam etti. Bugünkü liberal ve marjinal sol anlayışın Denizler’in katili olan sistemin hizmetkârı olduğu ve doğrudan Denizler yerine dayatıldığının altı tekrar çizilmelidir.
Türk Solu’nun Deniz’i
Türk Solu Deniz Gezmiş’i anlamadan ve ona benzemeden gerçek bir sol olamaz. Türk Solu’nun düşüncelerini ve değerlerini yansıtmayarak emperyalist uzantısı bir solculuğun ve marjinal solun da Deniz Gezmiş’le ilgisi olamaz. Atatürk’ün başlattığı bir çağda ama Atatürksüz bir Türkiye’de yaşamak çelişkisini Deniz gibi yaşayabilmeliyiz. Bunun için hem Atatürkçü bir Türkiye yaratmak hem de yeni bir Ulusal Kurtuluş Mücadelesini yükseltmek yeni Denizler’in görevi olmalı.
Burada bir Ulusal Kurtuluş ideolojisi olarak sosyalizmi ve Atatürkçülüğü Denizler’in kavradığı zeminde doğru olarak kavramak ve bunun mücadelesini yürütmek gerekiyor. Bunun anlamı ise, Deniz gibi düzenle tüm bağları koparmak ve uzlaşmaz bir devrim mücadelesine girişmektir. Halkın Kemalizmin alternatifleriyle oyalanmasını engelleyip düzenin alternatifi olacak bir halkçı rejim kurulmasına hizmet etmek Deniz olmanın gereğidir.
Böyle bir mücadeleye girişebilmek için ise tek yol Deniz gibi profesyonel devrimci olmaktan geçmektedir. Yaşamının tüm enerjisini “vatanın kurtuluşu için ve kahredici bir istibdatla” mücadeleye adayacak gençlere her tarihi dönemde büyük ihtiyaç oldu. Bunun için gençlerin içinde Deniz olma coşkusu hiçbir zaman azalmadı. Deniz Gezmiş de Türkiye’nin kurtuluş mücadelesinin yarattığı devrimci gençlerin en büyük lideri olarak kaldı.
6 Mayıs 1972’den 2003’e kadar geçen süre içinde artık açıkça kanıtlanan gerçek, ezilen ulusların kurtuluş mücadelesinin yok edilemeyeceği ve bu mücadelenin devrimci liderlerinin asla unutulmayacağı gerçeğidir. Denizleri yaratan dünya çapındaki mücadeledir. Gençlik devrim isteği içinde bu dünya çapındaki mücadeleye göre ufkunu genişletmelidir. Deniz olmak kolay değildir ama Deniz olmadan da vatanı yaşatmak mümkün değildir.
Yorum (0) Kalıcı Bağlantı